3 Ekim 2023 Salı
18 Eylül 2023 Pazartesi
pazartesi ihsanı okula bırakıp Zeydi göz doktoruna götürdüm
şuna 98 e bindim işe geçiyorum: saat 10 31 ihsanı okuluna Zeydi göz doktoruna götürdüm başakşehir hastanesine. 1.5 yaşında tekrar görelim dedi. Hane olsun gözünde bir sıkıntı görmedi orta kemik sivrileşince düzelir dedi. İhsan sabah yatağına işemiş. Akşam zor geçti avm mescidi çıkışı beklediği için sinirleri gevşedi hanımın. Sonra olan oldu. Allahım sen yardım et. Neyseki çok ca öptüm kokladım iltifatta bulundum (içimden gelerek) biraz yumuşadı aramız. Bugün eve salıncak takmak için delmeye gelecekler yasin ile konuştum. Hava serinledi bu sabah güneşli de olsa 21 c ydi. Hala kisa kollu ile gidiyorum işe.
Bu ara bir korona vardandı görülmüş uzun aradan sonra Allah muhafaza buyursun bizleri. almaabab alah muroyumuşunok. 2 hafta .
11 Eylül 2023 Pazartesi
yeni ev arayışı
11 eylül akşamı ihsanın yatağından yazıyorum . İhsan geçen hafta 3 gün2 saat deneme den sonra bugün pazartesi okulların açılmasıyla 9 ila 16 arasında anaokula başladı. İlk gün den geçen hafta hastalandı. İhsan da tek uyanıyor bizi istiyor.
Zeyd’imiz in de üst iki dişi iyice çıktı. Dişlerini birbirine sürtmeye başladı (bu annesini çileden çıkartıyor) 2 gündür iyice emeklemeye başladı. Annesi diyor ki “ ben nereye zeyd oraya emeklemek geliyor, kütüphaneyi bile karıştırmaya başladı” O da biraz hasta öksüğü var. Burunu akıyor. Ağlaması aynı.
Annem ve babamın durumları vahim Allah akıl fikir versin. İstikballerini hayırlı eylesin.
Biraz önce 1 etap ta mehtap - İsmail beyin evlerini ziyaret ettik. Dün annemizde yanımıza aldık ebruli başakşehir ziyaret ettik. Ya nasib. Havalar 1 haftadır soğudu dün pireyi kaldırıp yorgana geçtik.Geçen cumartesi Taha abinin ensardaki islam coğrafyası sunumuna katıldım. Gün boyu sürdü . Nefisti Allah ona hayırlı ömür versin.Aracımı kaporta tamire verdim. Cumartesi aldım. Beğendim. Perşembe sohbetleri imamı Azam’da bu hafta köteden sohbete dönüyor. Anneannem iyi değilmiş. Eniştemin eli yanmış yata çıkmış yarın bi arayayım. Haftaya pazartesi zeydinizin göz muayenesi var.
Yasin in muazı çıktı hastaneden yeşil gözlü diye gördük satışımsı gibi maşallah. Tv kablo tamiri üzeri bebek sevme yaptık. Furkan abinin evinde de baktık dün güzel di ama 2 aya ancak otururuz dedi Allah huzurla, sağlıkla oturtsun. İş yerinde bir değişiklik yok. 27 b kapı numarası tamamdır
30 Ağustos 2023 Çarşamba
Buruk bir akşam
Yeni iş yerime devam ediyorum. bugün 16 30 civarı çoktım eve geldim. Ferdemla biraz aramız limoniydi gece de uyuyamamıştım ve dayanamadım çoktım geldim eve. Biraz konuştuk aramız ısındı. Üzerimdeki bedduamsı ağırlık birazda uykusuzluk vardı. İkindi ezanından hemen sonra namazı kaldım ve taki akşam namazı vaktinin sonuna dek.
Zilin düzenli çalmasıyla uyandım. Komşu kizı öğretmenlik için gideceğinden komşular bahçede toplanmış ferdamda oradan geliyor. Hamd olsun dinlediğim siyer tiyatrosundan mi olsa gerek namazlarımdan lezzet alıyorum. Hep böyle devam etmesini dilerim. Şuna saat 23 17 salondayım. İhsan karşımdaki Çekya’ya annesiyle uyumadı yanım geldi omzuma kafasını dayadı “baba ne yazdın diye soruyor.”baba sana da mı ütülü tutmadı, Babaa seni sev seviyorum annemi de ve Zeydi mi de” dedi 😊 ismini görünce “aa baba neden ihsan yazdın diyor, Babaa okuluna 2 eylül kaldı annem öyle söyledi ama neyse, aaa baba 2 eylül yazdın baba dediğim herşeyi yazıyorsun diyor, huzurlu bir iç çekip omzuma kafasını dayadı ve gözünü kaşıyor :) uykusu geldi :) hadi yaaaz laaan tabancamı var dediydim. Nokta ve parantezi görünce aaa sevindim dedin diyor. Meşhur hareketi cimciklemekle di di did yapıyor. Sakallarımla oynuyor. İhsan yakında okula gidecek sms geldi okulundan “ Sayin Velimiz, Okulumuzda 4,5,6 Eylul saat 10 ile 12 arasi uyum ve alistirma programi uygulanacaktir. Cocuklarimizi bekliyoruz.Guzel ve verimli bir sene gecirmek dilegiyle. B045“
Ferdamın bim de telefonu açmamam sonrasında kullandığı “değişiksin” sözü çok ağrıma gitmiş bana güvenilir olmayan insan olduğumu söylüyor diye düşünmüştüm.
Muhammed Zeyd i beşiğine koydum az önce üst dişleri kocaman ayrık ve yarısından fazlası çıktı dişlek görünüyor :) Annesini emerken bi hayli canını acıtıyor.Zeyd çok ağlayan, ve uykusu çabuk dağılan bir çocuk ses gelince hemen uyanıyor. Bize yapışmak istiyor tırnakları uzunda dert sıkmalarıyla çiziyor ve can acıtıyor. Heh birde ayağa dik koyduğunda bir süre ayakta durabiliyor ( bu çocuk emeklemeyeler galiba :) ) Kendini ilk kez bugün yatakta kaldırıp oturur pozisyona geldiğini gördüm.
Birkaç önce perşembeyi cumaya bağlayan gece Yasinin Muaz ismini vereceklerini söyledikleri bir evlatları dünyaya geldi. Çocuğun sarılığı 14 olunca hastaneye gittiler. Sonra kanında mikrop çıktığını söyleyin çocuğu yatırmışlar. Az önce aradım konuştuk yasin epikıriz raporu alacağım. Eğer eşimin sütü kesilirse bunlarla uğraşacağın yok bir sıkıntı çıkmazsa birley yapmayacağım dedi. En son narvendeyken haberini almıştık. Akif pastal teskeresine serçe parmağını kaptırmış parmağının tırnak kısmını yitirmişti. Ne kadar üzüldük, Rabbim beterinden muhafaza buyursun bedenimiz bize emenet sahibi O. Akif akşam yatarken annem görüp üzülmesin diye odanın kaplısını kitleyip yatıyormuş. Sargıyı hızlı iyileşsin diye akşamları çıkarıyormuş.
En önemlisini sona sakladık. Eşim hamileydi birkaç gündür kanaması vardı. Safiye ebeyi aradık o d gel demiş pazartesi. gün geldi güney hastanesind gittik öğrendik ki 5 haftalık henüz kalbi atmaz çok sağlıklı olmayan bir keseymiş. İlaç ve iğne verdiler belki tutar diye ama olmadı nasib değilmiş. bugün düşük yaptı eşim. Hamd olsun ağrısız ve doğal oldu. Rabbim bunu da gösterdi bize. Çok şükür ki büyümeden, kalbi atmadan, hatta kendi dahi oluşmamışken kese düştü. Verende O alanda. Eşim de 2 çocuğun büyütülmesinin zorluğundan olsa gerek 3.çocuğu düşük yapmasına çok üzülmedi. Ancak ben üzüldüm. Zeyd’e arkadaş olsa, gençken çocuklarımı olsun isterim. Nasib edecek olan Allah. belki başka zamana.
7 Ağustos 2023 Pazartesi
Kayseri’ye yolculuk
Şu an Bolu Narvendeyiz Ben, ihsan, M. zeyd ve Canım eşim Ferda ile. bugün pazartesi. çarşamba günü çıkyoruz. Buraya üzsün anadolu turundan sonra geldik. Uzun ikna çabalarımız sonrasında Annemi ikna etmiş ve 24 Temmuz pazartesi akşamı 22.00 civarında çıkmıştık….O gece direk Memeleketim develi de öğretmenevine gittik. Sonraki gün sabah uzun bir yolculuğun ardından kapuzbaşı şelalelerine gittik. Bizimkiler orayı çok beğenmiş olacakii sonrası gittiğimiz yerler çok altta kaldı :) Neyseki cıvıklı güzeldi.
2. Gün Gece pis bir otelimiz sonrası diğer pis bir otelimsi de kalmak zorundaydık. elini bavullara yardıma dahi sürmeyen göbekli bir tipin otelimsi si. Yukarı develi sivası hatun camii ve Erciyes manzaralı güzel bir seyir yerinde sabahı geçirdik. Sonrasında hızlı bir mezarlık turu ve kemalettin kere geçtik. Daha sonra mustafa amcalara geçtik zor bir ev bulmacasıydı:) Amcamalar da kızı ayşe abla eşi ve erkek evlatları vardı. O sabah geldiklerinden yorgunlar ve uyuyorlarmış. Onları göremedik. Yengem zayıflamış ve biraz daha yüzünde yaşlılık belirmişti. Az değil 10 senedir görmemiştim memeleketi. sonra yine akşam oluverdi tekir üzeri tartıcılardan tatlı alıp kayseri Pd ye yakın bir otelde konakladık. Şehir di ve cadde kenariydı çok mutlu hissetmemiştik. …
Bugün 23 Ağustos günlerden çarşamba saat 00:19 ihsan ile Muhammetseydi yeni uyuttum bizim odamızda günlük yazmaya devam etmeye şimdi karar verdim şimdi müsait oldum bugün eşim kan testi verdi aileyi kimliğini gidip ve evladı mısın olacağı haberini kan testi ile bir kez daha teyid etmiş olduk eşimi tebrik ettim ona çiçek alacaktım ama çiçekçi açık değildi oysa incelik Edip bana defakto dan güzel krem bir gömlek aldı bunu birinci etap caminin orada bana verdi şu andan bahsedecek olursak Muhammet Seyit biraz burnu akıyor ihsan ise karnından gelen gurultulu kahkahayla fark ediyor Muhammetseydin alt iki dişi çıkmış durumda üstteki dişleri ise patlamak üzere eşim yeni evladı olacağından dolayı çok memnunum çok mutlu elhamdülillah ben ise en son maraşlıların kuyumcu kentte bulunan firmasından ayrıldım ve dört yerle görüştüm en son vizyon parkta bulunan bir iş yerine başladım bu işleri güzel elhamdülillah çalışıyorum memnunum hatta bugün bir yüzük uçurdum ancak geç bulmama rağmen olumlu tepkiler aldım ya biraz saçmalıyorum galiba olur olmaz şeylerden de bahsediyorum gece gece yakın zamanda Kayseri’ye gittik biliyorsunuz İstanbul çok nemli şu anda klimayı açmış çocukları uyutmuş olmanın rahatlığıyla klimanın altında sesli bir şekilde bu Gönlümü yazıyorum konuya geri dönelim akşam saat 9:00 civarında İstanbul’dan Aksaraya hareket ettik Gölbaşında gazi abi ve eşi ile karşılaştık oradan hızlı bir yolculukta Aksaraya ulaştık Aksaray ulaştığımızda uykusuz ve yorgunduk ben kısa bir uyku uyudum ancak eşim ve annem uyumadılar daha sonra fark edeceğim ki montu orada unutacaktım sonraki gün Aksaray’da uyandık daha sonra oradan Kayseri’ye doğru yola çıktık direk develiye geldik develide ilk günün akşamında gelir gelmez bir Civetı götürdük daha sonra develi Öğretmen evinde kaldık bir sonraki gündüz çok güzel bir güne uyandık temiz oksijenli bir gündü manzaralı bir sabahtı kahvaltımız nispeten iyiydi ancak ikinci gün öğretmen evinde kalamayacaktık ikinci gün sabah kalktığımızda direk kapuzbaşı şelaleleri‘ne doğru yola çıktık Yahya’lı üzerinden sakin bir yolculukla kapuzbaşı şelaleleri‘ne doğru 1,5 saat yolculuk başlayacaktı annemi aracı verdim annem hızlı kullanıyor ama kullanabiliyordu tebrik edilesi bir davranış tebrik edilesi bir cesaretti bu eşim ise çok daha güzel kullanıyordu arabayı uzun bir yolculuk olacaktı annem arabayı uzun sayılacak derecede kullandı ancak bir süre sonra arabayı ben devraldım tek sonra ben geçtim daha tehlikeli yollar olacağından yolculuk şelaleleri görmemizle son buldu harika bir gündü erken gelmek çok iyiydi çünkü şelaleleri indikçe sanki sıcaklığı 10° daha azalıyordu annem tefekkür ediyor ben ise fotoğraftan fotoğrafa koşuyordum eşim çocuklarla meşguldü her zamanki olduğu gibi çok güzel fotoğraflar çekilmiştik ilk gün böylece neredeyse son buldu oradan göremediğimiz bir şelale şelaleye daha uğradık yorgun argın akşam develiye geldik ve bir Çubuklu daha yedik daha sonra otel araban peşine düştük bir otel gördük ama o otele ben girmek istedim girdim ve çok kötü olduğunu anladım daha sonra çıktık başka bir otele girdik merkezde bulunan bu otel diğerine göre iyi olsa da o da otel niteliği taşımıyordu o gün on için orada sorumlu konaklamamız oldu üçüncü gün sabah uyandığımızda develi merkezde bulunan bir Çorbacıya gittik orada çorba içtik oradan yukarı develiye çıktık yukarı devrildi buna Sivas ki hatun cami‘ne hayran kaldım oradan Erciyes manzaralı kafeye oturduk harika bir gündü uzun vaktimizi orada geçirdik daha sonra Mustafa amcam ile haberleştik amcam şu saatte gelebilirsiniz dedi ben ise onun öncesinde perihan yengegile gitmeyi tercih ettim orayla haberleştik onlarda buyrun gelin dedi onlara gitmeden önce Yusuf dedemin mezarlığına ve develi zeki dedemin evine uğrama planı yaptım
İlk önce dedemin evini ziyaret ettik daha sonra biraz aradıktan sonra sitemi mezarlığını gördük dua Edip mezarlıktan ayrıldık oradan perihan yengegile gittik selam verdik çay içtik sohbet muhabbet ayrıldık oradan Mustafa amcamgile gittik kızı Ayşe abla ve damadı oradaydı onlarlada bir sohbet ettik ve oradan da ayrıldık ve talas üzeri Kayseri merkeze doğru ilerledik bir yandan da otel otel arıyorduk Kayseri merkezde bulunan bir otele doğru yola çıktık talasta develideki öğretmenimdeki ablanın tavsiyesine uyarak tatlı yedik ve sonunda Kayseri merkeze ulaştık orada güzel bir otelde konakladık uyuyacam evet eşim geldi ve günlük kısa bir ara uyku vaktim de geldi yarın iş var….
25 Nisan 2020 Cumartesi
Bir rmzn gecesi
Ramazanın 2. günü geçti 3. güne bağlayan gece saat 02. 17 de telefon notlarımi kurcalarken birden kensimi blokta günce yazarken buldum.
Koronavirüs Kovit 19 (pandemi) günlerinden geciyoruz. 4 günlük sokağa çikma yasağının (kısmi yasak, firinlar açık 14.00 a kadar marketler açık) son gününe uyanacağız. İhh da kumanya dağıtimlari yaptim bugün. Kac zamandir haber bültenlerini takip etmemek iyi birşeymiş. Biraz olsun psikolojik olarak ilerleyiş kaydetmemis oldum. (bu kelimeyi özellikle seçtim)
Y. odasındayim. eşim ve evladim uyuyorlar. Bir ilk bahar günü. Mor salkimlar ilcemizde büyümüş. Güzel kokularını saçıyorlar. Namazlarimi, okumalarımı, dilimi, uykularimi ve davranışlarimi rayina oturma cabam sürüyor. Negatif dönüşleriyle karşılaşmıyor değilim.
Oglum ihsan sanırım 10 ayi bitirdi 11 ayina girecek. (şuan beşıkte uyuyor) alt iki ve üst 4 dişi çıkti. alt diger dişlerinin birinin ucu ufaktan görünüyor. Karınca kadar cevik bir emeklemesi var. Yürümesine ramak kaldi diye biliriz. Tutmadan 2 adim yüruyüp, saniyelerce desteksiz ayakta durabiliyor. Mımmmmıh, adaaa adaa, kelimeleriyle seviyoruz.
Eşim... Güzel bir diyete başladı. karalı ve spor destegiyle diyetini sürdürüyor. İradesi sağlam Maşallah. Bu aralar biraz aramız limoni. Acaba diyorum cicim aylari geçti ondanmı diyorum, tani bu kendi kendimi kandirmaca biliyorum. Benim ona onun bana yanlis gelen üslup, davranış ve alışkanlıklari var. Benimkiler malum (koca yerine konmak) bunu yapmiyor degil tabi. Ama benim beklentimi karşılamiyor. Belkide yapmadigim seyi bekliyorumdur. Saygı, hürmet, sözde yumuşaklık, anlayış, ilgi, güler yüz, fedakarlık.... Aaa ben bunlari tam yapmiyorum galiba evet. O nedenle kendimi duzeltmeliyim. Evet Evet empati yapinca bu çıkıyor. 2+2 4 oldugu gibi net. Her neyse sonuc olarak ben bu aralar çabuk affet(de)meme, içerleme, karşıdan özür beklemeye başladim. Bende yoğruluyordum. Hatta aldigim yeni kitabi (veba) bana sorarsan aile içi yardimlarimdan yavas okuyordum. -kendime suç bulmuyorum ilginc- Ama asil mesele eşimin halledemedigi bazi sorunlar vardi. Bendr onlari halletmesine yarsimci olmuyor bana göre olamıyordum. Bir sıkıntilari vardi galiba benim icerisinde buyudugüm kültürün evlilik hayatima yansimalari onda şoka neden oluyordu. doğum sonrasi yasananlarda bunlaro hep kaşiyor galiba. Bence bir aile danışmanına gitmeden bu tekrar edecek. Ben onu seviyorum. sevgimde hic azalma yok aksine artma var. ama bu olaylar birbirimizi yıpratmamiza neden oluyor var kötü yönümüze birbirize karşi açıga çıkartiyor. böyle olsun istemiyorum. "biraz düşün, bir şeyi 2 kez söyletme, ayaginla oynama, kilozetin kapağını kapat, perdeleri acik tutma, saçın kokuyor, anlayışsızsın, adaletsizsin, söylediklerinle yaptiklarin birbitini tutmuyor, keske evlenmeseydim, hiç evledigimiz gibi değilsin, lavaboda bekleme, telefonla oynama lavaboda" evet haklı.
İhsan ağladi ve yazmaya ara verdim az önce. Agliyordu (öksürük gibi başlamayan ağlamadan) ama ben sinirlenmiştim. benimkide is işte rahatim bozul du ya.
Neyse devam. Ramazan günü vürüsten evde kılmak durumunda kaldığımız teravih namazını daha hic kilmis değilim. Eşimi davet edemiyordum teravihe. teravihe davet etmek yatsıya davey etmek gibi. O istemiyor camaatle kilmak. ben bir süredir teklif etmeksizin tek kılıyorum yatsıyı. o nedenle teravih kılmadık ailecek birlikte.
Keşke o "hep aynı şeyleri söyletiyorsun, hic dülme yok, hep kendini hakli çıkartan sözler kuruyorsun, her şeyimi eleştiriyorsun" dedigi konularda cidden kendimi çok üzdüğumu (kafama taktiğımı) ve üzup yıpratınca modumun düştügünü ve ona bırak artik kendime faydam dokunamayacak hale geldiğimi bilse (anlasa) ben de ne yapiyorum kendimi yıpratmamak icin kaçış ve yokmuş gibi "taktiği" uyguluyorum. Ama buliyorum bu yasadıklarimiz invir cekirdegini doldurmayacak dertler. biz büyutuyoruz belkide. Neyse kafam karıştı... Sonuç olarak seviyorum. Korkuyorum ona birsey olmasindan. Depremden vs korkuyorum. O da bugun davlumbazdaki kuştan korkusunu iletmisti. ben ise onun bu halini cok seviyor be öylesine masumca görüyorumki...
Bu kadar. Saat 3.12 sahur icin kurdugumuz alarmlar birazdan calar. Güzel gunler eskiden andığımız ani olmasin bu günlerimiz ve yarinlarimizda güzel olsun istiyorum.
He bide galiba kendimi yetiştirmedigim sürece (disipline olmuş bir okuma, ibadet) pişmanliklar ve ic sızılarım hic dinmeyecek.
SONBAHARA MERHABA
Seninle geçireceğim mevsimlere,sonbahara merhaba.
Bir ağaçtan kaldırımlara dökülen yapraklar gibi huzur yağsın betonlaşmış kusurlarımıza;
sararmış, solmuşcasına değil!
Yürek iklimlerimiz rahmet yağmurlarıyla sırılsıklam etsin bizleri.
Seherin esintisi çölde kavrulan dertlerimize bir serinlik versin.
Caddelerde uçuşan çerçöp olsun hatalarımız. Gecenin zifiri karanlığında çakan şimşekler gibi aydınlatsın sevgimiz etrafı.
Sonra yarsız kalmış ellerimizin hasretini bir kar soğuğu dindiriversin.
Göz alıcı rengiyle kar gibi ışışıl parıldasın gözlerin.
Sevdiğimm...Sevdiğim...
Sonra birlikte kurduğumuz yuvamıza cemreler düşsün.
Nidâmız olsun geleceğe! Toprağın yeşerdiği gibi yeşersin yuvamız.
Sonra yaz sıcağının aksine gölgemizde serinleyelim.
Doğayı ısıtan güneş, geceleyin doğan ay gibi...
10.04.2020 doğum günü şiiri
Fenası gelsede meşkalenin eyle sabır...
Emsalsiz değil günahlarımız, eyle istiğfar ve tevbe-i sâdır
Rıza göster hep ondan gelene, boyun eğ kurtuluş sırattadır.
Değmesin ateş tenine Ey kul iradeni irâd eyle de orada dur.
Alemlerin Rabbi olana kulluk et birliğine tâdil eyle doğru olan odur.
Nedendir bilinmez bu isyanım kurtaramayacak beni dünya iskânım.
İhsan et Ya Rab bu benim gayrıihtiyarim.
Dünyaları versende bu mücrime, ben isterim sâfî.
Ah etsem bir mühlet, duâ kabul et bu benim erkânım.
15 Haziran 2019 Cumartesi
Evlat Doğdu
Araladığı pencerenin altında esen ufak rüzgar leğendeki suyla serinlettiği ayaklarıma esip
ferahlatırken imam efendilerin ölüm ve ahireti hatırlatırcasına bir makamla ezan-ı muhammediyi okuyuşları duyuluyor.
Martı, karga ve serçeleri bir ahenkle seher vaktini hatırlatışları yeni bitti.Köpekler haflamaya ara verdi.
Solumda uyuyan eşim ve yanıbaşında anakuzusu ihsanımız yatıyor.Annesi sığınağı.6 gün önce (10 Haziran Pazartesi Sabahı 5 de doğdu.Mıs gibi kokuyor yavrucağım.Burnundan çektiği hızlı ve derin nefes arada kulağıma ilişiyor.Baba olduk sahi ya.Sıkıca sarılıp koklayınca daha derinden anlıyorum sahiciliğini.
Gözlerim ufak ufak bulanıyor.5 Gün oldu geceler uykusuz geçiyor.Eşim içinde zor.Nisbeten daha sabırlı olan ben güzel olacak herşey diyorum.
Seçimlerde yenilemdi imamoğlu-binali derken seçim arabalarından kafamız şisti.Rabbim Allah tan korkan müslüman yöneticiler nasib etsin.
Neyse konumuza dönelim..
Yazarken elim uyuştu.3 gündür çarpıntım oluyor.
Ogluma döneyim.Elleri ve ayakları cok guzel.Bana benziyormuş.Çok güçlü maşallah.Bu ara sarı gözleri sarılığım diyor.Bol bol "gıda" alıyor.Gece saatbaşı kaldıralık diyoruz ama olmuyor.Elimizdem geldikce mama vermedik.-zaten kokuyor bozuldu herhalde.- Sarü tülbent, vicuduna masaj, Gaz çıkarma vss güzel aktiviteler... Rabbim şifa verendir rahatsızlığina sıhhat verir.
Eşime sabır vermesini Rabbimden niyaz ediyorum.
Biraz zorlu ve bol intihanlı zaman dilimi içerisinden geçmekteyiz.16 haziran sıcakları nisbeten serin geçiyor.Ramazan ve peşisıra gelen bayramdan yeni çıktık sayılır.Oğlum için akika keseyim diyorum.Hayırlısı.
Yakınların sağ salimler yaşıyorlar.
Neyse Vakit sıkıştı ben namaza kalmayım.
24 Şubat 2016 Çarşamba
Değerini Bilin
(İhh yetim buluşmasında bir yetimin çizdiği resim)
Annenizin değerini bilin -ki sizi karşılıksız sevecek başka insan olmayacak-
Babanızın değerini bilin -ki başka hiç bir insan sizden böyle şeyler bekleyip gurur duymayacak-
Eşinizin değerini bilin - ki yâr sizin örtünüzdür-
Çocuklarınızın değerini bilin - ki nice çocuğu olmayanlar var-
Ailenizin değerini bilin -ki bir gün yitirdiğinizde o güzel ortam bir daha olmayacak-
Gençliğinizin kıymeti
Zamanınızın kıymeti
Sağlığınızın kıymeti
Başkadır... Toprağa girmeden anlayabilirseniz ne mutlu size, ve bize...
21 Ekim 2015 Çarşamba
Ebu cehil ve diğer ileri gelenler neden bi "Lâilâhe illallah" deyip kurtulmadılar?
Bismillahirrahmanirrahim.
Peygamberimiz Risaletten önce Mekke toplumunda Muhammed-ül Emîn olarak anılırdı.Sonra risalet gelipte "kalk ve uyar, sabret, elbiseni(benliğini) temiz tut, onların yaptıklarına karşı bana sığın, taviz verme, vahye sımsıkı sarıl, yumuşak bir dille öğüt ver, diren, "Ben sizden hiçbir karşılık/ücret/teşekkür istemiyorum.Benim karşılığım Allah'tandır" de buyruklari gelince Hirada başlayan ve halka uzanan bir mücadele başlamış oldu.
Sonra mekke toplumu "mecnun, büyücü, buyulenmiş diye damgalar vurdular.
Siyerde söyle bir vakıadan bahsedilir;
Müşrikler peygamberimizin amcası Ebu Talib'e gelerek
"Ey Ebû Talib; yeğenin putlarımıza ve dinî inançlarımızı kötüledi, akılsız olduğumuzu, babalarımızın, dedelerimizin yanlış yolda gitmiş olduklarını söyleyip durdu. Şimdi sen, ya onu bunları yapmaktan ve söylemekten alıkoy veya aradan çekil." dediler. Sonra birdaha gelip
" Ey Ebû Talib! Sen bizim yaşlı ve ileri gelenlerimizden birisin. Yeğenini yaptıklarından vazgeçirmek için sana müracaat ettik. Fakat sen istediğimizi yapmadın. Vallahi, artık, bundan sonra onun babalarımızı, dedelerimizi kötülemesine, bizi akılsızlıkla ithâm etmesine, ilâhlarımıza hakaretlerde bulunmasına asla tahammül edemeyiz. Sen, ya onu bunları yapıp durmaktan vazgeçirirsin, yahut da iki taraftan biri yok oluncaya kadar onunla da, seninle de çarpışırız" dediler.Sonra Ebu Talib'in yeğeni Peygamber (a.s)'a gelerek
"Kardeşimin oğlu, kavminin ileri gelenleri bana başvurarak senin onlara dediklerini bana ârzettiler. Ne olursun, bana ve kendine acı! İkimizin de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç" dedi.
Peygamberimizin cevabı
"Bunu bilesin ki, ey amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm" oldu.
Diğer Amcası Ebú Cehil Peygamberimiz (a.s)'in risaletinden sonra sürdürdüğü mücadeleye en çok karşı olan, saldıran müşrik kimselerdendi.Peki neden bir "Lâilâhe İllallah" deyip kurtulmadı?
O kadar zor muydu sizce ?
Lâ ilâhe illallah dememek için ne kadarda çırpındılar...
Ebu Cehil çok saf, aptal bir adam değildi . Ümeyye'nin Halef uluslar arası tüccardı. Ebu Cehil de öyle , doğu ve batı arasında ticaret yapardı .Baharat yolunun en becerikli tüccarlarından biriydi , unutmayın..
Ubey Bin Halef de öyle , Utbe de öyle , Şeybe de öyle yani müşriklerin direnen o ileri gelenleri, mütrefleri , o şımarık zenginleri , o varsıl adamlar , o Mekke oligarşisi aslında delilerden , aptallardan, saf adamlardan oluşmuyor.
Bunlar çok zeki adamlardı iyi para kazanıyorlardı , yer yüzünü biliyorlardı .
Ülkeler arası ticaret yapıyorlardı hatta okyanusla Akdeniz arasındaki ticareti ellerinde bulunduruyorlardı , şimdi böyle adamlar deli olabilir mi ?
Peki neydi dertleri ?
Lâ ilâhe illallah demek çok mu zordu ?
Lâ ilâhe illallah deyin kurtulun diyen bir Peygambere karşı bir ömür niye savaştılar , neden direndiler ?
Bunu düşünmek lazım !
Aslında buradan yola çıkarak şunu da düşünmek lazım , onların bu kadar zorlandığı bir şeyi biz kolayca dedik ...
Acaba çok akıllı olduğumuzdan , üzerinde çok düşündüğümüzden ve neye evet dediğimizi bildiğimizden mi , yoksa bilmediğimizden mi ?
Bizim bildiğimizi onlarda bilmiyor muydu . Onlar bizim kadar akıllı değil miydi . Yoksa , biz aslında onların bildiğini bilmiyor muyuz ?
Lâ ilâhe illallah derken neyin hangi listenin altına imza attığımızı bir Ebu Cehil kadar ( yani Lâ ilâhe illallah demekte , dememek için direnen ve ölümüne direnen bu insanlar kadar ) Lâ ilâhe illallah 'ın anlam derinliğini keşfedemedik mi ?
Cevabı size bırakıyorum ...
Öyle kolay cevap verilecek bir şey değil görüyorsunuz .Öyle baştan savılacak bir soru değil .
İnsanın Ruhunu yüreğini titreten bir soru aslında bu .
O adamlar ahmak değildi , o zaman biz mi çok akıllıyız ?
Neden Lâ ilâhe illallah diyemediklerine bir örnek verecek olursak;
Tebbet suresinde "iki eli kurusun, ne malı ne kazandıkları ona hiçbir fayda saglamadı" hitabının yapıldığı Peygamberimizin diger amcası Ebu Lehep'in birgün peygambere gelerek "Ben iman edersem bana ne var?" diye sorduğu Peygamber (a.s)'ın "Herkese ne varsa sanada o var" cevabını verdiği ve sonra Ebu Lehebin "Beni herkesle bir tutan din olmaz olsun" dediği siyer kaynaklarımızda geçer.
Kabe’nin bulunduğu Mekke, hac merkezi olduğu için öteden beri ticaret kervanlarının uğrak yeri, ticari panayırların kurulageldiği bir şehir olmuştur. Hac mevsiminin ticari ortam sağlaması sebebiyle Mekke müşrikleri, ekonomik yönden sıkıntıya düştükleri dönemlerde hac takvimini bile değiştirerek, geriye-ileriye alıyorlardı.
Mekke’nin Kabe ve hac sebebiyle ticari merkez konumunda bulunmasını gören Yemen hükümdarı Ebrehe, ticari kafileleri kendi ülkesine çekebilmek için, Kabe’den daha gösterişli bir mabed inşa ettirdi.
Bir süre sonra bir Arap, bu yapının içine pisledi ve pisliği eliyle bütün duvarlara sürdü. (Bu Arap, müslüman olamazdı. Çünkü Peygamber (a.s) henüz o tarihte doğmamıştı.)
Bunu öğrenen Ebrehe, tarihte meşhur olan ve Kur’an-ı Kerim’de Fil Suresi’yle anlatılan Fil ordusunu kurdu. Bu büyük ordu Mekke üzerine yürüdü. Ancak Kabe’ye yaklaşamadan bir mesafede filler durdu ve yere çöktü. Her yöne giden filler, Mekke’nin içine ilerlemiyordu. Mekkeli Müşrikler, yenmeyi asla akıllarından bile geçiremedikleri bu devasa ordu karşısında şehri çatışma yaşanmadan nasıl teslim edeceklerinin hesaplarını yapıyorlardı.
Ancak Fil Suresi’nde anlatılan o olay oldu ve Ebabil Kuşları siccin denilen taşları bu ordunun üzerine bıraktılar. Çölde bekleyen ordu bir anda yenik ekin tanesi haline geldi. Yani derileri bir tarafa, iç organları bir tarafa olmak üzere çöl leşlerle doldu. Mekke müşrikleri bu sefer bu büyük leş yığınını nasıl gömeceklerini düşünür oldular. Beytullah’ı (Kabe) bu şekilde koruyan Cenab-ı Allah bir çöl fırtınası yaratarak, bu leşleri kumun altına gömdü.
Bu yaşanan Fil hadisesi Peygamber (a.s)'ın doğumundan 2 ay kadar önce vuku bulmuştu. Peygamberimizin dönemindeki yaşlı kişiler, bu olayı çok iyi hatırlıyorlardı.
Mekke Müşrikleri için Kabe’nin ve içinde ve dışında bulunan 360 putun ticari bir anlamı ve değeri vardı.
Putlara tapmayı şirk kabul eden ve reddeden İslam’ı tebliğ etmeye başlayan Hz. Muhammed (a.s)'a, Mekke ileri gelenlerinin karşı çıkmalarının altında yatan nedenlerden biri ve belki de en önemlisi bu idi.
Ebu Cehil ve diğer Mekke ileri gelenleri geri zekalı,aptal,deli saf insanlar değildi. Aksine Ebu Cehil dönemin zeki kişisi idi. Ama bu, iman etmesi için yeterli olmadı. Onlar da Kainatı yaratan bir “Allah”ın bulunduğunu biliyorlardı. Gerçeği biliyor, ama üzerini örtüyorlardı. Çünkü işlerine gelmiyordu. Zaten kafir de bu demektir (Bilerek örten). Kendilerini İbrahim (a.s)’ın dini üzerinde görüyor (öyle olduklarını zannediyor), mesela hac ediyorlardı.
Lokman Suresi 25’inci ayette Rabbimiz onlardan söz ederek şöyle buyuruyor: Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur” Fakat onların çoğu bilmezler.
Ancak putlarından vazgeçemiyorlardı. Zira onların düşüncelerine göre putların yok edilmesi Mekke’de ticari hayatın bitmesi, fakirlik ve yoksulluk demekti.
Bu yüzden Peygamber Efendimize, “Bizim Kabe’de 360 putumuz var, sen onları yok ediyorsun, Allah birdir diyorsun, üstelik de senin Rabb’in görünmüyor” diyorlardı. Yani bu durumda putları görmeye Kabe’yi tavafa kimse gelmez, ticaret olmaz endişelerini dile getirmiş oluyorlardı.
Ve yine bu nedenle putlarından vazgeçemedikleri için Peygamber (a.s) ile pazarlığa giriyor “Bir gün senin ilahına, bir gün bizim putlarımıza ibadet edelim” diyebiliyorlardı.
Peygamberimiz Mekke’den çıkarıldıktan 8 yıl sonra, hicri 20 Ramazan’da, miladi 11 Ocak 630’da Mekke’yi fethetti. İlk iş olarak Kabe’nin içi ve çevresindeki 360 putu kırdı. Mekke ve dolayısıyla Kabe’nin yönetimini mevcut yöneticiye, Ebu Süfyan’a verdi.
O sene insanlar eski usullere göre haclarını yaptılar.
Ertesi sene Hicri 9’da Tevbe Suresi’nin 28’inci ayeti indi. Peygamberimiz o sene hacca Hz. Ebubekir(ra) ve peşinden Hz. Ali(ra)’yi göndererek nasıl hac yapacaklarını insanlara bildirdi. Peygamber (a.s)'da bir yıl sonra hac ibadetini gerçekleştirdi –ki o veda haccıdır- ardından o yıl vefat etti.
Tevbe Suresi, Müslümanlar dışında Müşrik/Kafir olanlara haccetmeyi yasaklıyordu. Müşrikler o tarihe kadar Kabe’yi kadın erkek çırılçıplak(anadandoğma) tavaf ediyorlardı. “Dünya kirine bulaşmış elbiselerle Kabe tavaf edilmez” diye akılları sıra mantıklı bir gerekçe de uydurmuşlardı. Dolayısıyla onların bu tür rahatsız edici bir şekilde çıplak tavafları o seneden sonra artık mümkün olamazdı. Ayet, onları Kabe’ye yaklaşmaktan tamamen ve ebediyyen yasaklamıştır.
Rabbimiz Tevbe Suresi 28’inci ayette şöyle buyuruyor:
Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ayete dikkat edelim. Müşriklere Kabe (Mescid-i Haram) yasaklandıktan sonra hemen peşinden ne deniliyor;
“Eğer yoksulluktan korkarsanız. Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar.”
İşte meselenin ekonomiyle ilgili yönüne geldik.
Müşriklere artık hac ve Kabe yasak. Beraberlerinde getirecekleri ekonomik değerler de artık Mekke’ye gelmemiş olacak.
Mekke’nin henüz yeni İslam’a girmiş yöneticilerinde ve ileri gelenlerinde yoksul düşme gibi bir korkuya kapılma olabilir. Daha sonraki nesillerde de olabilir.
Ama Mevlamız ne diyor. “Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar”.
Dilerse, yani dilediği ve layık olduğunuz sürece size zenginlik vereceğini müjdeliyor.
Bu sadece maddi, ekonomik boyutu...
Biz , Lâ ilâhe illallah derken hangi listenin altını imzaladığımızı biliyor muyuz ?
Onlar demezken biliyordu , deyince neyin altına imza atacaklarını biliyordu .Eğer Lâ ilâhe illallah 'a , bugün Lâ ilâhe illallah 'ı kolayca hiçbir bedel ödemeksizin diyen insanların baktığı gibi baksalardı inanın hepsi de bunu değil bir kez bin kezde söylerlerdi...
Ebu Cehil biliyorduki "Lâ ilâhe illallah"'ı dili ile söylemesi yetmeyecek.Hayatını bu ahit üzere yaşaması, hayatinı "Lâ ilâhe illallah"'a şahit kılması, hayatında bu hitabı tatbik etmesi gerekecek.
Lâ ilâhe illallah demek hayatı baştan sona değiştirmek demek .
Lâ ilâhe illallah demek Allah'tan başkasının önünde kulluk etmeyeceğim , Allah'tan başkasına kulluk edilmesine razı olmayacağım ve kulların bana kul olmasını da kabul etmeyeceğim demek ...
Lâ ilâhe illallah demek !
Allah'ın sadece göklerde Hakim değil yerde de Hakim olduğuna inanmak demektir , bunu bileceğim .
Allah'tan bağımsız hiçbir alan olmadığına iman edeceğim ve Allah'ın bana şah damarımdan daha yakın olduğunu bilip , Allah'la arama koyduğum tüm aracıları ,
tüm gezer , gezmez
Tüm ayık , ayık değil
Canlı,cansız
İnsan yada insan dışı
Nesne yada özne hangi türden olursa olsun tüm putları ve put benzerini reddedeceğim demek , buda kolay değil..
Öncelikle hayat tarzını tümden değiştirmeleri gerektiğini biliyorlardı onun için Lâ ilâhe illallah demekte zorlandılar , kolay diyemediler.
İşte , Allah Resulünün açık ve net bir biçimde beyan etmekle emrolunduğu şey bu.
“ Lâ ilâhe illallah Allahtan başka mabut, ilah yoktur haykırışıdır"
En dogrusunu Allah bilir.
21 Ağustos 2015 Cuma
Sana Gül Diyorlar Ey Rasul!
Sana gül diyorlar ey Rasul!
Gül gibi narin olduğunu söylüyorlar
Haklılar
ama çelik gibi iradenden bahsetmiyorlar
Seni övdüklerini sananlar
Senden habersiz yaşıyorlar
Zilleti sabır, korkaklığı metanet, kıyamı terör zannediyorlar
Sana gül diyorlar ey Rasul!
Gül gibi zarif olduğunu söylüyorlar
Haklılar
ama kılıç tutan ellerinden bahsetmiyorlar
Seni anlattıklarını söyleyenler
Seni göklere çıkarıp aramıza karışmanı istemiyorlar
Getirdiğin ayetlerin damarlarımızda kan gibi dolaşması gerektiğini
bir türlü kabul edemiyorlar
Sana gül diyorlar ey Rasul
Gül gibi güzel olduğunu söylüyorlar
Haklılar
ama küfrün, şirkin belini nasıl kırdığından bahsetmiyorlar
Adın anıldığı anda kalbini tutanlar
ne gariptir ki, katledilen masum çocukların acısından
bir yol bulup sana ulaşamıyorlar
Sana gül diyorlar ey Rasul
Gül gibi tertemiz olduğunu söylüyorlar
Haklılar
Oysa güller ağlıyor ey Nebi!
Bunca feryat, figan, çığlık, ahüvah
Yeryüzü romantik olamayacak kadar sıcak
Adına yazılan şiirler, edebi metinler
etkinlikler, anlatılar ve tüm organizeler
bir türlü seni hatırlatmaya yetmiyor
Davanı, mücadeleni, ortaya koymuyor
Tavizsiz duruşun ey Nebi!
Sevgin, merhametin, öfken, adaletin ve cihadın
hayatımızda yerini bulmuyor
Sefih adamların korkak ağızlarında cümlelerin geveleniyor
Yalan yanlış çıkarsamalar
bin türlü yanlış aktarımlar
yazık ki, kare kare şeref timsali olan hayatının
örnek alınmaması için sayıklanıp söyleniyorlar
Sana gül diyorlar ey Nebi!
Gül gibi pak olduğunu söylüyorlar
Haklılar
ama koca koca adamlar utanmıyor, sıkılmıyor
senin yoksul hayatını kırpa kırpa anlatıp zengin oluyorlar
Müminler horlanıyor
Çocuklar, kadınlar tecavüze uğruyor
Allah için can verenler küçümseniyor
Namusunu, izzetini, vatanını savunanlar hain ilan ediliyor
Kafirler, Müşrikler, Putperestler, Mecusiler, Ateistler, Hıristiyan ve Yahudiler,
irili ufaklı bütün batıl güruhlar
tüm güçleriyle,
teknolojileri, siyasetleri, sanat adı altında ki soytarılıklarıyla
vahşice
kudurmuş köpekler gibi saldırıyor
ve senin adına iyi niyet, hoşgörü naraları atanlar
tüm bunları görmüyor, göremiyor
Yaralı bir ceylan gibi inim inim inlerken sabiler, masumlar, mazlumlar
koyun gibi melemeyi dahi isyan kabul ediyor
melemeden kurban edilmeyi öğütlüyorlar
Sana gül diyorlar ey Nebi!
Gül gibi saf olduğunu söylüyorlar
Haklılar
Gülün dikenine dahi katlanamayanlar
gül ile bülbül ile sanat satıyorlar
Aşk’ı kitaplarda dahi doğru okuyamayanlar aşk’ı anlatıyor
Dünya devasa bir arena oldu ey Rasul!
Tüm insanlık seyirci
Vahşi yaratıkların önüne atılıyor yiğitler
Alkışlar dinmek bilmiyor
İnsan kemiklerinden kuleler oluştu ey Nebi!
Mazlum kanına doydu topraklar
Doymadı alçaklar, doymadı zalimler
Sayın seyirciler! Sayın seyirciler! İyi seyirler, iyi seyirler...
Sana gül diyorlar ey Nebi!
Gül gibi günahsız olduğunu söylüyorlar
Haklılar
Her yerde ismin anılıyor
Süslü tablolarla yüksek yerlere asılıyor
ama kalplere kazınmıyor ey Nebi!
Yüreklere dokunmuyor
Eylemlerin sebebini oluşturmuyor
Herkes senden bahsediyor
Herkes sözde seni çok seviyor
Yazık ki, yolunu takip etmek kimsenin aklına gelmiyor
Vahiyle adım adım, karış karış ördüğün
o kutlu emanete kimse sahip çıkmıyor
Bu ne aşktır ey Nebi, kalplere inmiyor
Bu ne sevgi ey Rasul, kılımızı dahi kıpırdatmıyor
Sana gül diyorlar ey Nebi!
Gül gibi gülüşün olduğunu söylüyorlar
Haklılar
Mazlumlar gülmeden gülmeyeceğini bilmiyorlar
Gerçeğin ta kendisini getirdiğini bile bile
seni rüyalara hapsediyorlar
Sen insanlığı kâbuslardan uyandırmak için geldin
onlar, senin hatıranı hayallere mahkûm ediyor
La İlahe İllallah'a adanmış ömrünü
Muhammmedun Resulullah' ta bütünleşmiş kimliğinin rengini göremiyorlar
Uluslara, ırklara ve hatta kabilelere ayrılıyor
ve adına birlik diyorlar
Önderini unutmuş bir nesil yetişti ey Nebi!
Dilde kalan bir iman
Her şey bir varsayıma dönüştü
İddia edenler çoğaldı
İmanı yaşamak şartı yok artık zihinlerde
Bu korkunç bekleyişte
Bu kıyamet öncesi sarhoş şehirlerde
Sana gül diyorlar ey Nebi
Gülemeyeceğini bile bile
ALPER TUNA
http://m.youtube.com/watch?v=Kcc2vSBuylw
13 Temmuz 2015 Pazartesi
Tüketim Belasına karşı Sahici bir Dua; Market Duası

"Ya Rabbi;
Ailemin zoruyla dâhil olduğum tüketim yarışının bir ferdi olmaktan aklımı muhafaza et.
'Herkes sepetini doldururken ben bundan geride kalıyorum' eleminden kalbimi halas eyle.
Şu an önünde durduğum tüketimi artırmak için tasarlanmış Marketten nefsimi himaye eyle. İsrafa teşvik eden bu yere istemeyerek sol ayakla giriyorum sağ ayağımla çıkmamı nasip eyle
Küçük esnafı yok edip her şeyi kendi bünyesine alarak canavarlaşmış olandan ailemi gözet.
Asgari ihtiyaç listemin dışında alışveriş etme isteğimin israf olduğu kanaatine eriştir.
Diğer dolu sepetlerin tesiriyle elindekinin azlığıyla gönlü ezilen mağdurları muhafaza buyur.
Lüzumlu olanı alacağım reyonun etrafındaki dolu rafların ayartmasından gözümü sakındır.
Aileme alışveriş ederken ihtiyaç sahiplerini de unutmayıp onları memnun etmeyi nasip eyle.
Tüketerek mesut olunacağını vehmeden nefsimi, paylaşarak hoşnut olmaktan hissedar eyle. 'Kendini iyi hissetmediğinde alışveriş etmelisin' şeytani yönlendirmesinden zihnimi arındır.
Kurban bayramında eti paylaştıklarıma kasap reyonundan alış veriş etme şerefine erdir.
Türlü türlü çukulataları ve şekerleri görünce bunlarla yetimleri bir an sevindirmeyi nasip eyle. İndirim peşinde gün boyu market market gezmeye meyyal nefsime hasta ziyaretini sevdir.
Hafta sonlarının aileme, alışverişi değil ihtiyaç sahipleriyle paylaşımı hatırlatmasını özendir. Bozukluğumla kasa yanındaki ıvır zıvırı almayı değil yetimlere harçlık vermeyi güzel göster.
Yaşlı ve hasta komşuların alışverişini yapıp poşetlerini evlerine teslim etmeye müyesser kıl.
Semt pazarlarının kurulduğu gün marketlerin yaptıkları indirimlere itibar etmeme mani ol.
Vücuduma ve aileme zarar veren şeyleri alıp doktorlara ve ilaçlara muhtaç kalmaktan koru.
Gerekli olmadığı halde kampanyalara kanıp 'yığıp durma' hastalığından nefsimi halas eyle.
İhtiyacımız olmayan ürünleri sırf yanında hediyesi var diye alma ahmaklığından beri eyle.
Tüketimi arttırmak için çalınan müziğin coşkusuyla çılgınca alışverişten nefsimi uzaklaştır.
Girişteki dolaba elimdekileri bırakıp yeni yükler edinme konforuyla aldatılmaktan koru.
Alışveriş sepeti üzerinde gezdirerek bebeklerimizin pirupak fıtratlarını kirletmemizi engelle.
Marketin, kızlarımın masum evcilik oyunlarına sinsice sızmasından muhafaza buyur.
Çocukları markete götürüp tüketim alışkanlığı edindirme aymazlığından cümlemizi beri eyle. Henüz kazanmadığım parayı harcamama sebep olan kredi kartının şerrinden zatına sığınırım. Eşlerimize ve çocuklarımıza ek kart çıkartıp ipin ucunu kaçırmamızı isteyenlere fırsat verme.
Kredi kartıyla tüketince 'bonus' biriktirmenin kazanç değil kayıp olduğunun izanına ulaştır. Slip çektirme kolaylığına kanıp borcunu ödeyemeyince özgürlüğünden olandan haberdar eyle.
Evlere servisin, taşıyamayacağımız kadar alışveriş ettirme tuzağı olduğunun idrakine erdir.
'Tükettiğin kadar medeni ve çağdaşsın' diyen Neoliberal politikaları yerin dibine geçir.
Ekstrede ayrıntısını gördüğüm halde tövbe etmediğim harcama kalemlerinden affına sığınırım
Kapıma bırakılan market broşürlerinin tesiriyle ihtiyaç listemi şişirmekten nefsimi koru. Reklâmlarda aciz gösterilen erkek ve öne çıkarılan kadınla kurulan tuzağın idrakine erdir.
Küsuratlı etiketlere kanıp sanki çok ucuz alıyorum izlenimine kapılma safdilliğinden koru.
Bizleri, yeni bir ürünü tattırmak adına kurulan reyonda doyma kurnazlığından beri eyle.
Tüketmek istediğimde ayaktayken oturmayı, otururken yatıp bu histen kurtulma dirayetine ulaştır.
Her türlü ateşi söndüren 'abdest' almanın içimizdeki israf ateşini söndürmesini nasip eyle.
Âmin…
Şevket HÜNER
İzlenilesi Birkaç Video;
https://vimeo.com/59656117
https://www.youtube.com/watch?v=cxUuU1jwMgM
https://www.youtube.com/watch?v=a_UXmMDPdk8
https://www.youtube.com/watch?v=jzyuze9MgNQ
https://www.youtube.com/watch?v=rt2p4-3VByQ
Tetsuya Ishida 2005 yılında kendisini bir trenin altına atarak intihar etti. Tablolarından kendi yüzünü kullanan sanatçının intihar sebebinin eserlerinden anlayabiliyoruz:
http://www.haberself.com/h/4257/
Bu yazı Çocuklarını Kreş ve bakıcılara teslim etmemiş olan Anne ve Babalar için.
Geleceğin Suçlusu Nasıl Yetiştirilir?
Haber bültenlerinde sıklıkla karşılaştığımız şiddet olayları, özellikle de çocuklara yönelik işlenen suçlar hepimizi derinden üzmektedir. Bu haberleri duymak birçok anne babayı daha tedirgin ve daha kaygılı yapmaktadır. Savunmasız ve masum olan çocuklara karşı bu şekilde davranabilen insanlar nasıl bir psikoloji içinde bu suçları işlemektedir? Hiç merhamet ve suçluluk duygusu hissetmezler mi? Sonrasında vicdan azabı duymazlar mı? Tüm bu sorular suçlunun nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu, nasıl bir ailede ve hangi tutumlarla büyütüldüğünü anlamamızı gerekli kılmaktadır. Özellikle ABD’de yaşanan son çocuk katliamından sonra bu ve benzeri soruları sormak, doğru cevapları bulmamız açısından önemlidir. Pedagoji Derneği olarak bizler, aşağıdaki şartların geleceğin suçlusunun yetişmesine zemin hazırladığını düşünüyoruz. Dolayısı ile çocuk yetiştirirken aşağıdaki tutumlardan kaçındığımızda doğru bir adım atmış olacağımıza inanıyoruz.
Anne Baba Olarak Sürekli Çocuklarınızın Önünde Kavga Edin
Şiddet çoğunlukla öğrenilen bir davranıştır. Aynı zamanda sorun çözme anlamında yanlış öğrenilmiş bir tutumdur. Çocuk anne babasının sorunları nasıl çözdüğünü, birbirine nasıl davrandığını gözlemler. Anne-baba arasındaki şiddeti görerek büyüyen bir çocuk, yüreğinde öfke beslemeyi öğrenecektir. Daha sonra bu öfkeyi kendinden daha küçük ve zayıf olanlara karşı yönlendirecek ve ortaya suçlu bir birey çıkacaktır. Birçok araştırma sonucuna göre evdeki şiddet, televizyonda seyredilen şiddetten daha kalıcı bir öğrenmeye sebep olmaktadır. Bu nedenle geleceğin suçlusunu yetiştirmenin ilk adımı sürekli çocukların önünde kavga etmektir.
Saatlerce Bilgisayarda Şiddet İçerikli Oyunlar Oynamasına İzin Verin
Anne babalar çoğu zaman uslu dursun, fazla yaramazlık yapmasın diye, çocukların bilgisayar karşısında saatler geçirmesine göz yumarlar. Hatta çok küçük yaşlarda bilgisayar kullanmasını öğrendi diye onlarla gurur bile duyarlar. Fakat uzun saatler boyunca bilgisayar karşısında şiddet içerikli oyunlar oynayan çocuklarda, dikkat ve konsantrasyon güçlüklerinin yanısıra kontrolsüz öfke ve hırçınlık nöbetleri de gözlemlenmektedir. Bu oyunlarda adam öldürerek ya da hırsızlık yaparak puan kazanan çocuklar zamanla olumsuz olaylara karşı daha duyarsız ve tepkisiz davranabilmektedirler. Bu nedenle, geleceğin suçlusunu yetiştirmek istiyorsanız, çocuğunuzun şiddet içerikli oyunlar oynamasına öncelikle müsaade edin. “Henüz küçük” bir şey olmaz diyerek, onu destekleyin.
Her Yaptıkları Hatada Dayak Atın
Ceza suçla orantılı ve suça dair olmalıdır. Çayı döken bir çocuğu banyoya kapatmak ya da dayak atmak ona hiç bir şey öğretmez. Çayı döktüğü yeri silmesini söylemek davranış değişikliği için daha iyi bir yoldur. Anne ve babasından sürekli dayak yiyen bir çocuk, öfkeli olmayı öğrenir. Sorunlarını öfkeyle çözmeye çalışır. Çocuğunuzun ileride yakınlarına bağırıp çağırmasını hatta dövmesini istiyorsanız onu döverek eğitmeye devam edin. Küçük sorunları bile dayak atarak çözmeye çalışın. Onu döverken bir yandan da hakaret edin. Bu sayede, şiddeti içselleştirmiş bir bireyi rahatlıkla yetiştirmiş olursunuz.
Sorumluluk Vermeden, Özgüven Vermeye Çalışın
Çocuklar sorumluluk almayı anne-babadan öğrenirler. Küçük yaşlarından itibaren çocuğu adına her işi yapan anne-babalar sorumlu çocuk yetiştiremezler. Bir çocuğa sorumluluk vermeden özgüven vermeye çalışmak ise çocukta yalancı bir benliğin oluşmasına neden olur. Bu yapıldığında, sorumsuz ama kendi bildiğini okuyan bir çocuk yetişebilir. Çocuğunuzu potansiyel bir suçlu olarak yetiştirmek için küçük yaştan itibaren onun yapacağı her işi siz yapın. Ona hiçbir sorumluluk vermeyin. Okula gittiği halde siz yedirin, kıyafetlerini siz giydirin. Unuttuğu ödevleri okula gidip siz alın, hatta ödevlerini de siz yapın. Aşırı koruyucu tutumunuzla alması gereken sorumlulukları hep kendi üzerinize alın. Başkalarına zarar verdiğinde, sonuçlarını yaşamasına izin vermeyin, hiçbir bedel ödememesi için arkasında durun. Ona vurulmadan, önce kendisinin vurmasını öğretin. Ona sürekli her şeyin en iyisini hakettiğini, her şeye hakkı olduğunu söyleyin. Böylelikle kendi ihtiyaçlarının her şeyden önce geldiğini öğrensin. Önce kendini sevmeyi, bencil olmayı öğretin ki, diğer insanları ve onların duygularını göremesin. Böyle yaptığında çocuğunuz kendini hayatının merkezine alacak, önünde duran herkesi ezip geçmeyi marifet sayacaktır.
Empati Kurmayı Öğretmeyin
Çocuklara küçük yaştan itibaren duygularını ifade etmeyi öğretmek, öfke duymalarını azaltacaktır. Doğru ve güzel bir dille ifade edilen duygular yürekte ağırlık yapmaz, öfkeli davranışlara dönüşmez. Kıskandığını, kırıldığını ve kızdığını söyleyebilen çocuk olumsuz duygularıyla başetmeyi daha kolay öğrenir. Arkadaşının ne hissetmiş olabileceğini, ne yaşadığını sormak küçük yaştan itibaren ona diğerini ve onun duygularını farketmeyi öğretir. Çocuğunuzun diğer insanları önemsemeyen bir insan olarak yetişmesini istiyorsanız, ona sadece kendini düşünmeyi öğretin. Kıskandığında, kızdığında onun duygularını yok sayın. Eşyalarını arkadaşları ile paylaştığında “Neden malına sahip çıkmıyorsun?” diyerek kızın. Çiçekleri sulamasına, hayvanlara yem atmasına engel olun. Bu sayede onun duygularını köreltmiş olacaksınız ve o bir başkasına zarar verirken onun çektiği acıdan hiç haberdar bile olmayacak.
Hayvanlara Zarar Verdiğinde Sessiz ve Tepkisiz Kalın
Hayvanlara ve eşyaya bile şefkati ve iyi davranmayı çocuklarına öğretmek her anne-babanın görevlerinden biridir. Çocuklar istemeden, öğrenmek amacıyla bazen hayvanlara zarar verebilirler. Böyle bir durumda canlarının çok acıyıp, korkacaklarını yaşlarına uygun bir dille anlatın. Bunun doğru bir davranış olmadığını söyleyin. Araştırma sonuçlarına göre adi suçlardan yargılanan kişilerin çocukluk yaşlarında çoğunlukla hayvanlara acı çektiren ve bundan zevk alırcasına bu davranışları sürekli tekrarlayan kişiler oldukları görülmüştür. Eğer siz de geleceğin potansiyel suçlusunu yetiştirmek istiyorsanız, çocuğunuzun hayvanlara zarar vermesine göz yumun. Şefkat ve merhamet hislerini köreltin. Evdeki kelebekleri ve canlıları onun gözü önünde çeşitli yöntemlerle öldürün. Acıma ve şefkat göstermeyi ona öğretmeyin.
Özetle Pedagoji Derneği olarak biz diyoruz ki, farkında olmadığımız küçük davranışlar, çocuklarımızı bir suçlu adayı yapabilir. Bugün suça bulaştığını gördüğümüz her yetişkin bir zamanların masum çocuğuydu. Suç oranlarını azaltmanın ve toplumu daha güvenilir kılmanın yolu çocuklarımıza daha doğru yaklaşımlar sergilemekten geçiyor…
http://pedagojidernegi.com/
4 Kasım 2014 Salı
Selam Olsun Kardeş olanlara!
Sen Müslümansan İnsanları çağırdığın yer Kur'an olmalı.Cemaatine,Meşrebine,Grubuna Çağırma!
Kendini Irkınla,Soyunla,Mezhebinle,Memleketinle,Gurubunla,Cemaatinle tanımlama!
[ (İnsanları) Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve “Gerçekten de ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? ] Fussilet-33
[ Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır! ]
Hac-78
![]() |
Oku: En'am-159, Aliimran-103-104-105,
Rum-31-32, Hücürat-13, Haşr-10
|
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)
Rabbimiz bize bu ismi verdi ise bu bize şeref olarak yeter.
Şucu, bucu değil sadece müslümanım.
Müslüman olmak bir gruba dahil olmak değil, bir duruşa sahip olamaktır. N.Yıldız
Ne mutlu müslümanım diyip o doğrultuda yaşayana.
Gençlik bir kere yaşanır müslümanca yaşa.
İnsanların birbirine Selam'da (esenlik,saadet,kurtuluş,bereket dileğinde) bulunmadığı şu günlerde,
Selam ve Dua ile...
Kur'an sizi Kurdumu?
Furkandır.(Doğru ile yanlışı, Hak ile batılı, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı, karanlık ile aydınlığı ayıran ölçüdür.)
Nur'dur (Aydınlık, ışıktır. Yolunu aydınlatır, karanlık birşey bırakmaz.)
Beyandır, (Açıklamadır,derstir.)
Zikr'dir.Hak'tır,Ruh'tur,Rahmet'tir,Hidayet'tir.
O anlamak isteyen her yüreğe samimiyetine karşılık açar kendini.
İNSANLARA BU HAKİKATİ HAYKIR!
[Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?]
Kamer-32
[Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.] Zuhruf-3
[Kim Rahman’ın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur’ân’ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.] Zuhruf-36
[Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.] Zuhruf-44
Kur'anı mehcur (terkedilmiş) bırakmayın! Peygamberin Furkan-30'daki şikayetini okuyun.
Oku: İbrahim-52, Aliimran-138
Selam ve Dua ile...
27 Ekim 2014 Pazartesi
Şimdilik Gidiyorum.
Evet Şimdilik Gidiyorum...
Farkında olmadan büyümüşüm ve askerlik yaşım gelmiş. Hem birde 2 sene tecil filan etmişim bir ara.Şimdi Kapitalist sistemin çalışma sisteminden sıkılmış ve bunalmışlığımdan biraz sıyrılıverdim askere gidiyorum. :)
5 Kasım günü Akşam 23'te otobüse bidip Isparta/Merkeze doğru yol alacağım.Birazda askeri sistemden sıkılmak ve bunalmak için. :)
Biraz heyecanlıyım tabi, biraz meraklı, biraz tedirgin, birazda üzüntülüyüm.
Heyecan ve merakım daha önce askere gitmememden :) Yani nasıl bir ortam orası? Anlatılanlar kadar mantıksız mı?
Yaşanmışlıklar olarak değişikmi mi?
Teselli vericilerin söylediği gibi sıradan biryermi gidip göreceğiz bakalım.
Çokmu abartıyorum? İçinizden "bi askere giden senmisin, altı üstü askerlik!" dediğinizi duyuyorum. Öyle ama ne bileyim işte 12 ay aileni ve yaşadığın evi, ortamı geride bırakıp takvanın değil rütbelerin üstün tutulduğu, önce gidenin sonra geleni ezdiği bir yer. Ağzı bozuk, kabasaba, insana saygısı bulunmayanlarla karşılaşmak, yanyana bulunmak hiç istemiyorum.
Şimdilerde Hakkari'de çarşıya çıkan ve heryeriyle "ben askerim" diyen masum kardeşlerimin kafalarına kurşun yiyerek katledildiklerini okuyorum. Gözü dönmüş canilerin hesaplarını Rabbim bozsun! Medyada okuduğum ve dinlediğimde şehid diyorlar.Şehid hayatını imanına şahit kılmış (müslümanca yaşamış) ve o uğurda canını vermiş kimseler olarak bilirim.Biz her ölene şehid diyoruz bu yanlış.Rabbim bilir kimin şehid olup olmadığını.İnsanların dilleriyle şehid demesi önemli değil asıl önemli olan Rabbin şehid kabul etmesidir.İnsallah o masumlar şehiddirler...
Bu gündemde olan ülkemde bende askere gidenlerdenim.
Karşıma iyi insanlar çıksın istiyorum.İnsanlığa karşı ümitlerim hâlâ var, bitmesin istiyorum.Hayırlısı olsun bakalım.Rabbim görelim neyler, neylerse güzel eyler.
24 Ekim 2014 Cuma
Bir şiir yaz bana.. içinde Kudüs olsun…
Doktor! Bırak o elindeki reçeteyi de bana bir şiir yaz...
hayatın içinden bir cümle kur bana, kalbe dokunan bir söz söyle mesela...
Doktor! Hayat üstüme geliyor, içimdeki sancıları tanımla, çocuklarını ısıtamadığı için intihar eden kadını anlat bana…
Doktor! Hayat denilen şeyin ders kitaplarından öğrenilmeyeceğini anlat bana hayat kitaplardaki gibi gitmiyor bunu anlat mesela…
Gerçek olanın kurgulanmış olan değil yüreğimdekiler olduğunu, yüreğimin mevsiminin bütün mevsimlerden üstün olduğunu anlat sonra…
Bana atlaslar gösterip haritalarda adına sınır denilenlerin yalan olduğunu söyle, bütün bunların kurmaca olduğunu, yeryüzünün ALLAH’ın olduğunu anlat...
İnsanların dinine, ırkına, tenine, meşrebine, mezhebine, doğduğu şehrine, siyasi görüşüne İnandığı değerlere göre birbirinden üstünlüklerinin olmadığını anlat sonra, asıl üstünlüğün takvada olduğunu anlat…
Bırak elindeki reçeteyi, bana Kudüs’ü anlat mesela. Saraybosna’yı, Şam’ı, Bağdat’ı, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Caharkale’yi...
Anlat buralarda ne yetişir, insanlar ne yer ne içer, denizleri nasıldır, tarihte neler yaşamışlar, çocukları hangi oyunları oynar, anneler hangi ninnileri söyler, genç kızlar ne işler, erkekler ne işe koşar.
Hayata, medeniyete yabancılaşmış insanların, yeryüzüne yabancılaşmış insanların bizim için yaptıkları hesapları anlat sonra, bizim kelimeleri çalanları anlat, medeniyetimizi çalıp bize kendi ucube yaşantılarını medeniyet diye sunanları anlat…
Bir hayatı, bir düşünüşü, bir duyumsamayı, bir hayali, bir rüyayı anlatabileceğin kelimeleri anlat bana doktor…
Bu gürültü çağında susmayı anlat, sessizliğin, sükunetin dingin yanlarını anlat, konuşmaktan çok, düşünen adamları anlat..
Hayatın kalbine soluk soluğa koşmayı anlat cümleleri, kelimeleri ve dahi harfleri anlat elifi anlat be’yi sonra…
kelime kelime anlat hüznü, kederi, bir aşk için dağ delen Ferhat’ı sonra ; ve gece gözlü bir kız için Mecnun olan Kays’ı anlat doktor Malcom'u anlat bana doktor, sonra Harlem’de bir serseriyken nasıl Siyah Müslümanların lideri olduğunu anlat Little’nin nasıl X olduğunu sonra…
Doktor anlat bana, Rachel Corrie’yi anlat Gazze Şeridi’nde buldozerin önüne neden atladığını Ve orada neden can verdiğini…
Doktor kalbimizin sızısını nasıl gidereceğimizi anlat.
Özlediğimiz şehirleri anlat sonra, Kudüs’ü, Meryem’i anlat Yahya’ı Golgotha’yı ve İsa’yı anlat doktor…
Tur dağında kalbimizin aşktan nasıl titrediğini anlat.
Ya da doktor iyisi mi susalım ve iyisi mi reçete yazmayı bırak Bir şiir yaz bana.. içinde Kudüs olsun…
Hikmet KIZIL
hikmetkizil@gmail.com
20 Ekim 2014 Pazartesi
Borçlandırılmış İnsan.
Furkan GENÇOĞLU
facebook.com/gencoglufurkan
9 Ekim 2014 Perşembe
Yüreğimin Âmin Dediklerinden.
Toplumumuzu bilince ve ahlaka yönelt.





