7 Ağustos 2023 Pazartesi

Kayseri’ye yolculuk

Şu an Bolu Narvendeyiz Ben, ihsan, M. zeyd ve Canım eşim Ferda ile. bugün pazartesi. çarşamba günü çıkyoruz. Buraya üzsün anadolu turundan sonra geldik. Uzun ikna çabalarımız sonrasında Annemi ikna etmiş ve 24 Temmuz pazartesi akşamı 22.00 civarında çıkmıştık….O gece direk Memeleketim develi de öğretmenevine gittik. Sonraki gün sabah uzun bir yolculuğun ardından kapuzbaşı şelalelerine gittik. Bizimkiler orayı çok beğenmiş olacakii sonrası gittiğimiz yerler çok altta kaldı :) Neyseki cıvıklı güzeldi. 


2. Gün Gece pis bir otelimiz sonrası diğer pis bir otelimsi de kalmak zorundaydık. elini bavullara yardıma dahi sürmeyen göbekli bir tipin otelimsi si.  Yukarı develi sivası hatun camii ve Erciyes manzaralı güzel bir seyir yerinde sabahı geçirdik. Sonrasında hızlı bir mezarlık turu ve kemalettin kere geçtik. Daha sonra mustafa amcalara geçtik zor bir ev bulmacasıydı:) Amcamalar  da kızı ayşe abla eşi ve erkek evlatları vardı. O sabah geldiklerinden yorgunlar ve uyuyorlarmış. Onları göremedik. Yengem zayıflamış ve biraz daha yüzünde yaşlılık belirmişti. Az değil 10 senedir görmemiştim memeleketi. sonra yine akşam oluverdi tekir üzeri tartıcılardan tatlı alıp kayseri Pd ye yakın bir otelde konakladık. Şehir di ve cadde kenariydı çok mutlu hissetmemiştik. …   


Bugün 23 Ağustos günlerden çarşamba saat 00:19 ihsan ile Muhammetseydi yeni uyuttum bizim odamızda günlük yazmaya devam etmeye şimdi karar verdim şimdi müsait oldum bugün eşim kan testi verdi aileyi kimliğini gidip ve evladı mısın olacağı haberini kan testi ile bir kez daha teyid etmiş olduk eşimi tebrik ettim ona çiçek alacaktım ama çiçekçi açık değildi oysa incelik Edip bana defakto dan güzel krem bir gömlek aldı bunu birinci etap caminin orada bana verdi şu andan bahsedecek olursak Muhammet Seyit biraz burnu akıyor ihsan ise karnından gelen gurultulu kahkahayla fark ediyor Muhammetseydin alt iki dişi çıkmış durumda üstteki dişleri ise patlamak üzere eşim yeni evladı olacağından dolayı çok memnunum çok mutlu elhamdülillah ben ise en son maraşlıların kuyumcu kentte bulunan firmasından ayrıldım ve dört yerle görüştüm en son vizyon parkta bulunan bir iş yerine başladım bu işleri güzel elhamdülillah çalışıyorum memnunum hatta bugün bir yüzük uçurdum ancak geç bulmama rağmen olumlu tepkiler aldım ya biraz saçmalıyorum galiba olur olmaz şeylerden de bahsediyorum gece gece yakın zamanda Kayseri’ye gittik biliyorsunuz İstanbul çok nemli şu anda klimayı açmış çocukları uyutmuş olmanın rahatlığıyla klimanın altında sesli bir şekilde bu Gönlümü yazıyorum konuya geri dönelim akşam saat 9:00 civarında İstanbul’dan Aksaraya hareket ettik Gölbaşında gazi abi ve eşi ile karşılaştık oradan hızlı bir yolculukta Aksaraya ulaştık Aksaray ulaştığımızda uykusuz ve yorgunduk ben kısa bir uyku uyudum ancak eşim ve annem uyumadılar daha sonra fark edeceğim ki montu orada unutacaktım sonraki gün Aksaray’da uyandık daha sonra oradan Kayseri’ye doğru yola çıktık direk develiye geldik develide ilk günün akşamında gelir gelmez bir Civetı götürdük daha sonra develi Öğretmen evinde kaldık bir sonraki gündüz çok güzel bir güne uyandık temiz oksijenli bir gündü manzaralı bir sabahtı kahvaltımız nispeten iyiydi ancak ikinci gün öğretmen evinde kalamayacaktık ikinci gün sabah kalktığımızda direk kapuzbaşı şelaleleri‘ne doğru yola çıktık Yahya’lı üzerinden sakin bir yolculukla kapuzbaşı şelaleleri‘ne doğru 1,5 saat yolculuk başlayacaktı annemi aracı verdim annem hızlı kullanıyor ama kullanabiliyordu tebrik edilesi bir davranış tebrik edilesi bir cesaretti bu eşim ise çok daha güzel kullanıyordu arabayı uzun bir yolculuk olacaktı annem arabayı uzun sayılacak derecede kullandı ancak bir süre sonra arabayı ben devraldım tek sonra ben geçtim  daha tehlikeli yollar olacağından yolculuk şelaleleri görmemizle son buldu harika bir gündü erken gelmek çok iyiydi çünkü şelaleleri indikçe sanki sıcaklığı 10° daha azalıyordu annem tefekkür ediyor ben ise fotoğraftan fotoğrafa koşuyordum eşim çocuklarla meşguldü her zamanki olduğu gibi çok güzel fotoğraflar çekilmiştik ilk gün böylece neredeyse son buldu oradan göremediğimiz bir şelale şelaleye daha uğradık yorgun argın akşam develiye geldik ve bir Çubuklu daha yedik daha sonra otel araban peşine düştük bir otel gördük ama o otele ben girmek istedim girdim ve çok kötü olduğunu anladım daha sonra çıktık başka bir otele girdik merkezde bulunan bu otel diğerine göre iyi olsa da o da otel niteliği taşımıyordu o gün on için orada sorumlu konaklamamız oldu üçüncü gün sabah uyandığımızda develi merkezde bulunan bir Çorbacıya gittik orada çorba içtik oradan yukarı develiye çıktık yukarı devrildi buna Sivas ki hatun cami‘ne hayran kaldım oradan Erciyes manzaralı kafeye oturduk harika bir gündü uzun vaktimizi orada geçirdik daha sonra Mustafa amcam ile haberleştik amcam şu saatte gelebilirsiniz dedi ben ise onun öncesinde perihan yengegile gitmeyi tercih ettim orayla haberleştik onlarda buyrun gelin dedi onlara gitmeden önce Yusuf dedemin mezarlığına ve develi zeki dedemin evine uğrama planı yaptım 

İlk önce dedemin evini ziyaret ettik daha sonra biraz aradıktan sonra sitemi mezarlığını gördük dua Edip mezarlıktan ayrıldık oradan perihan yengegile gittik selam verdik çay içtik sohbet muhabbet ayrıldık oradan Mustafa amcamgile gittik kızı Ayşe abla ve damadı oradaydı onlarlada bir sohbet ettik ve oradan da ayrıldık ve talas üzeri Kayseri merkeze doğru ilerledik bir yandan da otel otel arıyorduk Kayseri merkezde bulunan bir otele doğru yola çıktık talasta develideki öğretmenimdeki ablanın tavsiyesine uyarak tatlı yedik ve sonunda Kayseri merkeze ulaştık orada güzel bir otelde konakladık uyuyacam evet eşim geldi ve günlük kısa bir ara uyku vaktim de geldi yarın iş var…. 

25 Nisan 2020 Cumartesi

Bir rmzn gecesi

Ramazanın 2. günü geçti 3. güne bağlayan gece saat 02. 17 de telefon notlarımi kurcalarken birden kensimi blokta günce yazarken buldum.

Koronavirüs Kovit 19 (pandemi) günlerinden geciyoruz. 4 günlük sokağa çikma yasağının (kısmi yasak, firinlar açık 14.00 a kadar marketler açık) son gününe uyanacağız. İhh da kumanya dağıtimlari yaptim bugün. Kac zamandir haber bültenlerini takip etmemek iyi birşeymiş. Biraz olsun psikolojik olarak ilerleyiş kaydetmemis oldum. (bu kelimeyi özellikle seçtim)

Y. odasındayim. eşim ve evladim uyuyorlar. Bir ilk bahar günü. Mor salkimlar ilcemizde büyümüş. Güzel kokularını saçıyorlar. Namazlarimi, okumalarımı, dilimi, uykularimi ve davranışlarimi rayina oturma cabam sürüyor. Negatif dönüşleriyle karşılaşmıyor değilim.

Oglum ihsan sanırım 10 ayi bitirdi 11 ayina girecek. (şuan beşıkte uyuyor) alt iki ve üst 4 dişi çıkti. alt diger dişlerinin birinin ucu ufaktan görünüyor. Karınca kadar cevik bir emeklemesi var. Yürümesine ramak kaldi diye biliriz. Tutmadan 2 adim yüruyüp, saniyelerce desteksiz ayakta durabiliyor. Mımmmmıh, adaaa adaa, kelimeleriyle seviyoruz.

Eşim... Güzel bir diyete başladı. karalı ve spor destegiyle diyetini sürdürüyor. İradesi sağlam Maşallah. Bu aralar biraz aramız limoni. Acaba diyorum cicim aylari geçti ondanmı diyorum, tani bu kendi kendimi kandirmaca biliyorum. Benim ona  onun bana yanlis gelen üslup, davranış ve alışkanlıklari var. Benimkiler malum (koca yerine konmak) bunu yapmiyor degil tabi. Ama benim beklentimi karşılamiyor. Belkide yapmadigim seyi bekliyorumdur. Saygı, hürmet, sözde yumuşaklık, anlayış, ilgi, güler yüz, fedakarlık.... Aaa ben bunlari tam yapmiyorum galiba evet.  O nedenle kendimi duzeltmeliyim. Evet Evet empati yapinca bu çıkıyor. 2+2 4 oldugu gibi net. Her neyse sonuc olarak ben bu aralar çabuk affet(de)meme, içerleme, karşıdan özür beklemeye başladim. Bende yoğruluyordum. Hatta aldigim yeni kitabi (veba) bana sorarsan aile içi yardimlarimdan yavas okuyordum. -kendime suç bulmuyorum ilginc- Ama asil mesele eşimin halledemedigi bazi sorunlar vardi. Bendr onlari halletmesine yarsimci olmuyor bana göre olamıyordum. Bir sıkıntilari vardi galiba benim icerisinde buyudugüm kültürün evlilik hayatima yansimalari onda şoka neden oluyordu. doğum sonrasi yasananlarda bunlaro hep kaşiyor galiba. Bence bir aile danışmanına  gitmeden bu tekrar edecek. Ben onu seviyorum. sevgimde hic azalma yok aksine artma var. ama bu olaylar birbirimizi yıpratmamiza neden oluyor var kötü yönümüze birbirize karşi açıga çıkartiyor. böyle olsun istemiyorum. "biraz düşün, bir şeyi 2 kez söyletme, ayaginla oynama, kilozetin kapağını kapat, perdeleri acik tutma, saçın kokuyor, anlayışsızsın, adaletsizsin, söylediklerinle yaptiklarin birbitini tutmuyor, keske evlenmeseydim, hiç evledigimiz gibi değilsin, lavaboda bekleme, telefonla oynama lavaboda" evet haklı.

İhsan ağladi ve yazmaya ara verdim az önce. Agliyordu (öksürük gibi başlamayan ağlamadan) ama ben sinirlenmiştim. benimkide is işte rahatim bozul du ya. 

Neyse devam. Ramazan günü vürüsten evde kılmak durumunda kaldığımız teravih namazını daha hic kilmis değilim. Eşimi davet edemiyordum teravihe. teravihe davet etmek yatsıya davey etmek gibi. O istemiyor camaatle kilmak. ben bir süredir teklif etmeksizin tek kılıyorum yatsıyı. o nedenle teravih kılmadık ailecek birlikte.

Keşke o "hep aynı şeyleri söyletiyorsun, hic dülme yok, hep kendini hakli çıkartan sözler kuruyorsun, her şeyimi eleştiriyorsun" dedigi konularda cidden kendimi çok üzdüğumu (kafama taktiğımı) ve üzup yıpratınca modumun düştügünü ve ona bırak artik kendime faydam dokunamayacak hale geldiğimi bilse (anlasa) ben de ne yapiyorum kendimi yıpratmamak icin kaçış ve yokmuş gibi "taktiği" uyguluyorum. Ama buliyorum bu yasadıklarimiz invir cekirdegini doldurmayacak dertler. biz büyutuyoruz belkide. Neyse kafam karıştı... Sonuç olarak seviyorum.  Korkuyorum ona birsey olmasindan. Depremden vs korkuyorum. O da bugun davlumbazdaki kuştan korkusunu iletmisti. ben ise onun bu halini cok seviyor be öylesine masumca görüyorumki...

Bu kadar. Saat 3.12 sahur icin kurdugumuz alarmlar birazdan calar. Güzel gunler eskiden andığımız ani olmasin bu günlerimiz ve yarinlarimizda güzel olsun istiyorum.

He bide galiba kendimi yetiştirmedigim sürece (disipline olmuş bir okuma, ibadet) pişmanliklar ve ic sızılarım hic dinmeyecek.


SONBAHARA MERHABA


Seninle geçireceğim mevsimlere,sonbahara merhaba.


Bir ağaçtan kaldırımlara dökülen yapraklar gibi huzur yağsın betonlaşmış kusurlarımıza;
sararmış, solmuşcasına değil!
Yürek iklimlerimiz rahmet yağmurlarıyla sırılsıklam etsin bizleri.
Seherin esintisi çölde kavrulan dertlerimize bir serinlik versin.
Caddelerde uçuşan çerçöp olsun hatalarımız. Gecenin zifiri karanlığında çakan şimşekler gibi aydınlatsın sevgimiz etrafı.

Sonra yarsız kalmış ellerimizin hasretini bir kar soğuğu dindiriversin.
Göz alıcı rengiyle kar gibi ışışıl parıldasın gözlerin.
Sevdiğimm...Sevdiğim...
Sonra birlikte kurduğumuz yuvamıza cemreler düşsün.
Nidâmız olsun geleceğe! Toprağın yeşerdiği gibi yeşersin yuvamız.

Sonra yaz sıcağının aksine gölgemizde serinleyelim.
Doğayı ısıtan güneş, geceleyin doğan ay gibi...


10.04.2020 doğum günü şiiri

Fenası gelsede meşkalenin eyle sabır...
Emsalsiz değil günahlarımız, eyle istiğfar ve tevbe-i sâdır
Rıza göster hep ondan gelene, boyun eğ  kurtuluş sırattadır.
Değmesin ateş tenine Ey kul iradeni irâd eyle de orada dur.
Alemlerin Rabbi olana kulluk et birliğine tâdil eyle doğru olan odur.

Nedendir bilinmez bu isyanım kurtaramayacak beni dünya iskânım.
İhsan et Ya Rab bu benim gayrıihtiyarim.
Dünyaları versende bu mücrime, ben isterim sâfî.
Ah etsem bir mühlet, duâ kabul et bu benim erkânım.


15 Haziran 2019 Cumartesi

Evlat Doğdu

16 Haziran Pazar Sabahına uyanırken kaleme alıyorum bu yazıyı.

Araladığı pencerenin altında esen ufak rüzgar leğendeki suyla serinlettiği ayaklarıma esip
ferahlatırken imam efendilerin ölüm ve ahireti hatırlatırcasına bir makamla ezan-ı muhammediyi okuyuşları duyuluyor.

Martı, karga ve serçeleri bir ahenkle seher vaktini hatırlatışları yeni bitti.Köpekler haflamaya ara verdi.

Solumda uyuyan eşim ve yanıbaşında anakuzusu ihsanımız yatıyor.Annesi sığınağı.6 gün önce (10 Haziran Pazartesi Sabahı 5 de doğdu.Mıs gibi kokuyor yavrucağım.Burnundan çektiği hızlı ve derin nefes arada kulağıma ilişiyor.Baba olduk sahi ya.Sıkıca sarılıp koklayınca daha derinden anlıyorum sahiciliğini.

Gözlerim ufak ufak bulanıyor.5 Gün oldu geceler uykusuz geçiyor.Eşim içinde zor.Nisbeten daha sabırlı olan ben güzel olacak herşey diyorum.

Seçimlerde yenilemdi imamoğlu-binali derken seçim arabalarından kafamız şisti.Rabbim Allah tan korkan müslüman yöneticiler nasib etsin.

Neyse konumuza dönelim..
Yazarken elim uyuştu.3 gündür çarpıntım oluyor.
Ogluma döneyim.Elleri ve ayakları cok guzel.Bana benziyormuş.Çok güçlü maşallah.Bu ara sarı gözleri sarılığım diyor.Bol bol "gıda" alıyor.Gece saatbaşı kaldıralık diyoruz ama olmuyor.Elimizdem geldikce mama vermedik.-zaten kokuyor bozuldu herhalde.- Sarü tülbent, vicuduna masaj, Gaz çıkarma vss güzel aktiviteler... Rabbim şifa verendir rahatsızlığina sıhhat verir.

Eşime sabır vermesini Rabbimden niyaz ediyorum.
Biraz zorlu ve bol intihanlı zaman dilimi içerisinden geçmekteyiz.16 haziran sıcakları nisbeten serin geçiyor.Ramazan ve peşisıra gelen bayramdan yeni çıktık sayılır.Oğlum için akika keseyim diyorum.Hayırlısı.

Yakınların sağ salimler yaşıyorlar.

Neyse Vakit sıkıştı ben namaza kalmayım.

24 Şubat 2016 Çarşamba

Değerini Bilin


(İhh yetim buluşmasında bir yetimin çizdiği resim)

Annenizin değerini bilin -ki sizi karşılıksız sevecek başka insan olmayacak-
Babanızın değerini bilin -ki başka hiç bir insan sizden böyle şeyler bekleyip gurur duymayacak-
Eşinizin değerini bilin - ki yâr sizin örtünüzdür-
Çocuklarınızın değerini bilin - ki nice çocuğu olmayanlar var-
Ailenizin değerini bilin -ki bir gün yitirdiğinizde o güzel ortam bir daha olmayacak-
Gençliğinizin kıymeti
Zamanınızın kıymeti
Sağlığınızın kıymeti
Başkadır... Toprağa girmeden anlayabilirseniz ne mutlu size, ve bize...


21 Ekim 2015 Çarşamba

Ebu cehil ve diğer ileri gelenler neden bi "Lâilâhe illallah" deyip kurtulmadılar?



Bismillahirrahmanirrahim.

Peygamberimiz Risaletten önce  Mekke toplumunda Muhammed-ül  Emîn olarak anılırdı.Sonra risalet gelipte  "kalk ve uyar, sabret, elbiseni(benliğini) temiz tut, onların yaptıklarına karşı  bana sığın, taviz verme, vahye sımsıkı sarıl, yumuşak  bir dille öğüt  ver, diren, "Ben sizden  hiçbir karşılık/ücret/teşekkür  istemiyorum.Benim karşılığım Allah'tandır" de buyruklari gelince  Hirada başlayan ve halka uzanan bir mücadele başlamış  oldu.
Sonra mekke toplumu "mecnun, büyücü, buyulenmiş diye damgalar vurdular.

Siyerde söyle bir vakıadan bahsedilir;
Müşrikler  peygamberimizin  amcası Ebu Talib'e gelerek
"Ey Ebû Talib; yeğenin putlarımıza ve dinî inançlarımızı kötüledi, akılsız olduğumuzu, babalarımızın, dedelerimizin yanlış yolda gitmiş olduklarını söyleyip durdu. Şimdi sen, ya onu bunları yapmaktan ve söylemekten alıkoy veya aradan çekil." dediler. Sonra birdaha gelip
" Ey Ebû Talib! Sen bizim yaşlı ve ileri gelenlerimizden birisin. Yeğenini yaptıklarından vazgeçirmek için sana müracaat ettik. Fakat sen istediğimizi yapmadın. Vallahi, artık, bundan sonra onun babalarımızı, dedelerimizi kötülemesine, bizi akılsızlıkla ithâm etmesine, ilâhlarımıza hakaretlerde bulunmasına asla tahammül edemeyiz. Sen, ya onu bunları yapıp durmaktan vazgeçirirsin, yahut da iki taraftan biri yok oluncaya kadar onunla da, seninle de çarpışırız" dediler.Sonra Ebu Talib'in yeğeni Peygamber (a.s)'a  gelerek
"Kardeşimin oğlu, kavminin ileri gelenleri bana başvurarak senin onlara dediklerini bana ârzettiler. Ne olursun, bana ve kendine acı! İkimizin de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç" dedi.
Peygamberimizin cevabı
"Bunu bilesin ki, ey amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm" oldu.

Diğer Amcası Ebú Cehil  Peygamberimiz (a.s)'in risaletinden sonra sürdürdüğü  mücadeleye  en çok  karşı olan, saldıran müşrik kimselerdendi.Peki neden bir "Lâilâhe İllallah" deyip kurtulmadı?

O kadar zor muydu sizce ?
Lâ ilâhe illallah dememek için ne kadarda çırpındılar...
Ebu Cehil çok saf, aptal bir adam değildi . Ümeyye'nin Halef uluslar arası tüccardı. Ebu Cehil de öyle , doğu ve batı arasında ticaret yapardı .Baharat yolunun en becerikli tüccarlarından biriydi , unutmayın.. 
Ubey Bin Halef de öyle , Utbe de öyle , Şeybe de öyle yani müşriklerin direnen o ileri gelenleri, mütrefleri , o şımarık zenginleri , o varsıl adamlar , o Mekke oligarşisi aslında delilerden , aptallardan, saf adamlardan oluşmuyor. 
Bunlar çok zeki adamlardı iyi para kazanıyorlardı , yer yüzünü biliyorlardı .
Ülkeler arası ticaret yapıyorlardı hatta okyanusla Akdeniz arasındaki ticareti ellerinde bulunduruyorlardı , şimdi böyle adamlar deli olabilir mi ? 
Peki neydi dertleri ? 
Lâ ilâhe illallah demek çok mu zordu ?
Lâ ilâhe illallah deyin kurtulun diyen bir Peygambere karşı bir ömür niye savaştılar , neden direndiler ? 
Bunu düşünmek lazım ! 
Aslında buradan yola çıkarak şunu da düşünmek lazım , onların bu kadar zorlandığı bir şeyi biz kolayca dedik ... 
Acaba çok akıllı olduğumuzdan , üzerinde çok düşündüğümüzden ve neye evet dediğimizi bildiğimizden mi , yoksa bilmediğimizden mi ? 
Bizim bildiğimizi onlarda bilmiyor muydu . Onlar bizim kadar akıllı değil miydi . Yoksa , biz aslında onların bildiğini bilmiyor muyuz ? 
Lâ ilâhe illallah derken neyin hangi listenin altına imza attığımızı bir Ebu Cehil kadar ( yani Lâ ilâhe illallah demekte , dememek için direnen ve ölümüne direnen bu insanlar kadar ) Lâ ilâhe illallah 'ın anlam derinliğini keşfedemedik mi ? 
Cevabı size bırakıyorum ... 
Öyle kolay cevap verilecek bir şey değil görüyorsunuz .Öyle baştan savılacak bir soru değil . 
İnsanın Ruhunu yüreğini titreten bir soru aslında bu .
O adamlar ahmak değildi , o zaman biz mi çok akıllıyız ?

Neden Lâ ilâhe illallah diyemediklerine bir örnek verecek olursak;
Tebbet suresinde  "iki eli kurusun, ne malı ne kazandıkları ona hiçbir fayda saglamadı" hitabının yapıldığı Peygamberimizin diger amcası  Ebu Lehep'in birgün  peygambere gelerek "Ben iman edersem bana ne var?" diye sorduğu Peygamber (a.s)'ın "Herkese ne varsa sanada o var" cevabını  verdiği ve sonra Ebu Lehebin "Beni herkesle bir tutan din olmaz olsun" dediği  siyer kaynaklarımızda geçer.

Kabe’nin bulunduğu Mekke, hac merkezi olduğu için öteden beri ticaret kervanlarının uğrak yeri, ticari panayırların kurulageldiği bir şehir olmuştur. Hac mevsiminin ticari ortam sağlaması sebebiyle Mekke müşrikleri, ekonomik yönden sıkıntıya düştükleri dönemlerde hac takvimini bile değiştirerek, geriye-ileriye alıyorlardı.

Mekke’nin Kabe ve hac sebebiyle ticari merkez konumunda bulunmasını gören Yemen hükümdarı Ebrehe, ticari kafileleri kendi ülkesine çekebilmek için, Kabe’den daha gösterişli bir mabed inşa ettirdi.

Bir süre sonra bir Arap, bu yapının içine pisledi ve pisliği eliyle bütün duvarlara sürdü. (Bu Arap, müslüman olamazdı. Çünkü Peygamber (a.s) henüz o tarihte doğmamıştı.)

Bunu öğrenen Ebrehe, tarihte meşhur olan ve Kur’an-ı Kerim’de Fil Suresi’yle anlatılan Fil ordusunu kurdu. Bu büyük ordu Mekke üzerine yürüdü. Ancak Kabe’ye yaklaşamadan bir mesafede filler durdu ve yere çöktü. Her yöne giden filler, Mekke’nin içine ilerlemiyordu. Mekkeli Müşrikler, yenmeyi asla akıllarından bile geçiremedikleri bu devasa ordu karşısında şehri çatışma yaşanmadan nasıl teslim edeceklerinin hesaplarını yapıyorlardı.

Ancak Fil Suresi’nde anlatılan o olay oldu ve Ebabil Kuşları siccin denilen taşları bu ordunun üzerine bıraktılar. Çölde bekleyen ordu bir anda yenik ekin tanesi haline geldi. Yani derileri bir tarafa, iç organları bir tarafa olmak üzere çöl leşlerle doldu. Mekke müşrikleri bu sefer bu büyük leş yığınını nasıl gömeceklerini düşünür oldular. Beytullah’ı (Kabe) bu şekilde koruyan Cenab-ı Allah bir çöl fırtınası yaratarak, bu leşleri kumun altına gömdü.

Bu yaşanan Fil hadisesi Peygamber (a.s)'ın doğumundan 2 ay kadar önce vuku bulmuştu. Peygamberimizin dönemindeki yaşlı kişiler, bu olayı çok iyi hatırlıyorlardı.

Mekke Müşrikleri için Kabe’nin ve içinde ve dışında bulunan 360 putun ticari bir anlamı ve değeri vardı.

Putlara tapmayı şirk kabul eden ve reddeden İslam’ı tebliğ etmeye başlayan Hz. Muhammed (a.s)'a, Mekke ileri gelenlerinin karşı çıkmalarının altında yatan nedenlerden biri ve belki de en önemlisi bu idi.

Ebu Cehil ve diğer Mekke ileri gelenleri geri zekalı,aptal,deli saf insanlar değildi. Aksine Ebu Cehil dönemin zeki kişisi idi. Ama bu, iman etmesi için yeterli olmadı. Onlar da Kainatı yaratan bir “Allah”ın bulunduğunu biliyorlardı. Gerçeği biliyor, ama üzerini örtüyorlardı. Çünkü işlerine gelmiyordu. Zaten kafir de bu demektir (Bilerek örten). Kendilerini İbrahim (a.s)’ın dini üzerinde görüyor (öyle olduklarını zannediyor), mesela hac ediyorlardı.

Lokman Suresi 25’inci ayette Rabbimiz onlardan söz ederek şöyle buyuruyor: Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur” Fakat onların çoğu bilmezler.

Ancak putlarından vazgeçemiyorlardı. Zira onların düşüncelerine göre putların yok edilmesi Mekke’de ticari hayatın bitmesi, fakirlik ve yoksulluk demekti.

Bu yüzden Peygamber Efendimize, “Bizim Kabe’de 360 putumuz var, sen onları yok ediyorsun, Allah birdir diyorsun, üstelik de senin Rabb’in görünmüyor” diyorlardı. Yani bu durumda putları görmeye Kabe’yi tavafa kimse gelmez, ticaret olmaz endişelerini dile getirmiş oluyorlardı.

Ve yine bu nedenle putlarından vazgeçemedikleri için Peygamber (a.s)  ile pazarlığa giriyor “Bir gün senin ilahına, bir gün bizim putlarımıza ibadet edelim” diyebiliyorlardı.

Peygamberimiz Mekke’den çıkarıldıktan 8 yıl sonra, hicri 20 Ramazan’da, miladi 11 Ocak 630’da Mekke’yi fethetti. İlk iş olarak Kabe’nin içi ve çevresindeki 360 putu kırdı. Mekke ve dolayısıyla Kabe’nin yönetimini mevcut yöneticiye, Ebu Süfyan’a verdi.

O sene insanlar eski usullere göre haclarını yaptılar.

Ertesi sene Hicri 9’da Tevbe Suresi’nin 28’inci ayeti indi. Peygamberimiz o sene hacca Hz. Ebubekir(ra) ve peşinden Hz. Ali(ra)’yi göndererek nasıl hac yapacaklarını insanlara bildirdi. Peygamber (a.s)'da bir yıl sonra hac ibadetini gerçekleştirdi –ki o veda haccıdır- ardından o yıl vefat etti.

Tevbe Suresi, Müslümanlar dışında Müşrik/Kafir olanlara haccetmeyi yasaklıyordu. Müşrikler o tarihe kadar Kabe’yi kadın erkek çırılçıplak(anadandoğma) tavaf ediyorlardı. “Dünya kirine bulaşmış elbiselerle Kabe tavaf edilmez” diye akılları sıra mantıklı bir gerekçe de uydurmuşlardı. Dolayısıyla onların bu tür rahatsız edici bir şekilde çıplak tavafları o seneden sonra artık mümkün olamazdı. Ayet, onları Kabe’ye yaklaşmaktan tamamen ve ebediyyen yasaklamıştır.

Rabbimiz Tevbe Suresi 28’inci ayette şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ayete dikkat edelim. Müşriklere Kabe (Mescid-i Haram) yasaklandıktan sonra hemen peşinden ne deniliyor;

Eğer yoksulluktan korkarsanız. Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar.

İşte meselenin ekonomiyle ilgili yönüne geldik.

Müşriklere artık hac ve Kabe yasak. Beraberlerinde getirecekleri ekonomik değerler de artık Mekke’ye gelmemiş olacak.

Mekke’nin henüz yeni İslam’a girmiş yöneticilerinde ve ileri gelenlerinde yoksul düşme gibi bir korkuya kapılma olabilir. Daha sonraki nesillerde de olabilir.

Ama Mevlamız ne diyor. “Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar”.

Dilerse, yani dilediği ve layık olduğunuz sürece size zenginlik vereceğini müjdeliyor.
Bu sadece maddi, ekonomik boyutu...

Biz , Lâ ilâhe illallah derken hangi listenin altını imzaladığımızı biliyor muyuz ?
Onlar demezken biliyordu , deyince neyin altına imza atacaklarını biliyordu .Eğer Lâ ilâhe illallah 'a , bugün Lâ ilâhe illallah 'ı kolayca hiçbir bedel ödemeksizin diyen insanların baktığı gibi baksalardı inanın hepsi de bunu değil bir kez bin kezde söylerlerdi...
Ebu Cehil biliyorduki "Lâ ilâhe illallah"'ı dili ile söylemesi  yetmeyecek.Hayatını bu ahit üzere  yaşaması, hayatinı "Lâ ilâhe illallah"'a şahit kılması, hayatında  bu hitabı tatbik etmesi gerekecek.
Lâ ilâhe illallah demek hayatı baştan sona değiştirmek demek .
Lâ ilâhe illallah demek Allah'tan başkasının önünde kulluk etmeyeceğim , Allah'tan başkasına kulluk edilmesine razı olmayacağım ve kulların bana kul olmasını da kabul etmeyeceğim demek ...
Lâ ilâhe illallah demek ! 
Allah'ın sadece göklerde Hakim değil yerde de Hakim olduğuna inanmak demektir , bunu bileceğim . 
Allah'tan bağımsız hiçbir alan olmadığına iman edeceğim ve Allah'ın bana şah damarımdan daha yakın olduğunu bilip , Allah'la arama koyduğum tüm aracıları , 
tüm gezer , gezmez 
Tüm ayık , ayık değil 
Canlı,cansız
İnsan yada insan dışı 
Nesne yada özne hangi türden olursa olsun tüm putları ve put benzerini reddedeceğim demek , buda kolay değil.. 
Öncelikle hayat tarzını tümden değiştirmeleri gerektiğini biliyorlardı onun için Lâ ilâhe illallah demekte zorlandılar , kolay diyemediler. 
İşte , Allah Resulünün açık ve net bir biçimde beyan etmekle emrolunduğu şey bu.
“ Lâ ilâhe illallah Allahtan başka mabut, ilah yoktur haykırışıdır"

En dogrusunu Allah bilir.